Bebeğimizin gelişi ile birlikte evde de özellikle beslenme konusunda bir takım alışkanlıklarımız değişti.
Artık marketten hiç rafine şeker almıyoruz. Onun yerine kurabiyelerde, tatlılarda doğadaki en güzel, en tatlı yiyecekleri kullanıyoruz. Yiyeceklerimizi bal, pekmez, kuru meyvelerle tatlandırıyoruz...
Ayrıca uzun zamandır araştırdığım ve üzerine çok çeşitli kitaplar okuduğum bir değişikliği de hayatımıza soktuk. Sade Yaşam.
Nedir sade yaşam? Kimyasallar, hormonlar, daha çok kazanma, daha güzel görünme, daha çok yeme, daha konforlu yaşama, daha çok şeye sahip olma hırsı olmadan yaşamak.
Daha çok istemeden, yapay müdahelere sırt çevirerek, doğayla iç içe yaşayarak insani vasıflara yakınlaşmak, kendine yakınlaşmak. Kendi iç sesimizi dinlemek. Vücudumuzu tanımak. Kendimiz için neyin daha iyi olduğunu bilebilmek.
Çocuklarımızı reklam bombardımanından uzak tutabilmek...?
Bütün etrafımızı saran reklamlara, bize yerleştirilen yanlış alışkanlıklarımıza inat sadeleşmek.
Sahiden bizim gerçekten neye ihtiyacımız var?
Bundan sonra blogumda büyükşehirde sadeleştirmeye çalıştığımız yaşamımızdan, doğal ürünlerden, yeri geldiğinde yiyecek ve içeceklerin evde nasıl yapıldığını kendim bizzat deneyerek buradan sizlerle paylaşacağım.
Çocuğuma hayvan sevgisi aşılamak için eline boğazından tasmasını çekiştire çekiştire sitede dolaştırsın diye bir köpek almak yerine birlikte doğal çiftlikleri araştırıp gideceğiz. Oradaki hayvanları yakından görüp oynayacağız.
Birlikte balkon bahçeleri yapacağız.
Biberiyelerimiz, lavantalarımız, nanelerimiz var saksılarda. Onları yüyeceklerimizde kullanıyoruz. Lavantlardan masaj yağı yaptık. Bir kısmını kurutup çamaşır dolaplarımıza koyduk. Bu sonbahar yeni yeni tohumlar da ektik oğlumla birlikte. Minicik elleriyle toprakları saksılara doldurdu, yazın kucağımda 10 aylıkken Ege kıyılarından topladığımız tohumları attı, üstlerini örttü, sonra da suladı. Ekimlerimiz sırasında daha 14 aylıktı ve yeni yeni yürüyordu. Bahara yeniliklere gebe yeni filizleri izleyeceğiz birlikte.
Bizim ailemizde yemekleri hazırlarken herkesi sevgiyle düşünmek yemekleri şifalı ve lezzetli kılıyor. Tadını tuzunu bazen tutturamadımız da oluyor elbet ama bu da çiçeği burnunda anneliğin ve sade yaşam tercihlerimizin alışkanlığa dönüşmesi çabalarının verdiği tatlı telaştan...
Kısaca, bebek geldiğinden beri hayatlarımıza daha fazla iyilik güzellik sokmaya gönüllü olduk.
4 Ocak 2011 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
merakla takip ediyorum blogunu....
YanıtlaSilbiz ilkbahar/yaz gibi isvicreye gitmeyi planliyoruz, ciflikte kalacagiz, traktöre binip süt sagacagiz, camura/topraga bulanip dönecegiz insallah... hic yildizi olmayan bir yerde kalacagiz. Keske cocuklarimiza 365gün böyle bir hayat sunabilsek... Artik city gezileri bizden gecti galiba:-)
Teşekkür ederim Defne'nin annesi. Uzun zamandır ilgil
YanıtlaSilÇok güzel bir haber. Bir ara gideceğiniz çiftliğin ismini verebilirsen araştırmak isterim.
Bir de sizin wishbone'u çok sevdim. Türkiye'de yok, dışarıdan getirteceğiz herhalde. Biz de bir aralar araştırmıştık. :) Hala severek biniyor mu Defne?