1 Temmuz 2010 Perşembe

Süt Odası Muhabbetleri


Çok eğleniyoruz, çok güzel kaynatıyoruz. İş yerimde revir katında bir süt odası, yeni doğum yapmış annelerin ortak buluşma noktası...
İçinde bir buzluklu buzdolabı, sıcak suyu akan bir lavabo, süt sağma malzemerini koyabilecek bir dolap, gazetelik, büyük bir masa ve etrafında da sandalyeler var. Camları panjurlu, sımsıkı kapalı. Girişte "Dikkat süt sağma odası!"yazıyor. Yani "bodoslama dalmayın, memeler fora!"...

İlk başlarda diğer annelerle aramızda bir mesafe vardı. Düşünün, tanımadığınız bir grup kadın, göğüsler meydanda, hepsi masanın etrafına karşılıklı dizilmiş. Önlerinde birer gürültülü makine, zaaaar, zaaaar, belirli bir tempoda makinaya takılı biberonlara damla damla sütlerini çekiyorlar. Biraz utangaç, biraz çekingen, başları önlerine eğik, şişenin ne kadar dolduğunu seyrediyorlar.

Takriben 20 dakika sonra içlerinden işi biten birisi sessizliği bozuyor,
"ay sütüm az geldi!" diyor mesela. Diğeri derdine çare bulurcasına "bol dereotu ye, nohut ye, balıkyağı iç" diye deneyip de kendine iyi gelenleri sıralıyor, "seninki kaç aylık, kız mı erkek mi vs" derken konu konuyu açıyor...Böyle böyle gide gele binadaki yeni annlerden ufak bir grup oluşturduk.

Şimdi o çekingenlik, sıkılganlık da kalktı. Odaya yalnız gidince sıkılır oldum. Mailler dönüyor öğle saati öncesinde, herkes işini gücünü yemeğini ayarlıyor, koşuyor odaya. Muhabbet o kadar güzel ki, insanın oradaki işi bitse bile kalası geliyor.
Kendimize bildiğimiz sorunlarımız evrenselmiş meğer. Aynı sıkıntıları onlar da çekiyormuş...Doğum öncesi, doğum, doğum sonrası maceralarımız, patronlarımız, iş yerindeki kişisel hak hukuk adalet meseleleri, kayınvalideler, ucuzluklar, bebeklerimizin gelişimi, ne yedi ne içti, konuşacak öyle çok şey bulunuyor ki...
Hele bir de emziren annelerin hormonlar devredeyken, nasıl duygusal oluyorlar, nasıl kendilerini paylaşmaya açık oluyorlar...
Bana da iyi geliyor onlarla olmak.

Onlardan çok şey öğrendim. Örneğin 'Diş Buğdayı'partisini onlardan duyup yaptım Yankı'ya. Hiç ağzıma koymadığım dereotu'nu tabak tabak salata niyetine yemeğe başladım.

Onlarla tanışana kadar sessiz sedasız, pek de paylaşımsız, kendi kendime idare ediyordum...
Ama onlar olunca daha rahat gördüm, ben çalışan bir anneyim, bebeğimi özlüyorum. Koşa koşa ona gitmek istiyorum. Çalışırken o aklıma geldiğinde göğüslerim sütle doluyor, odaya gidip onun için sütümü sağıyorum. Sonra evi arıyorum, nasıl olduğunu, neler yaptığını soruyorum. Kendimle, minik oğlumla, kocamla, işimle hayatımda bir denge arayışındayım.
Çoğu kez burada ne işim var dediğim iş yerimde süt arkadaşlarımız bir nebze kendilerinden hikayeler paylaşarak duygusal yükümüzü hafifletiyorlar.

Süt Dişleri 4'ledi

Doğum izni sonrasında işe başlayalı 4 ay oldu. Bir de baktım ki dün Yankı'nın üstten iki ön dişi kiraz ağacının çiçekleri gibi tomurcuk vermiş. Böylece dört tane dişi oldu. Artık kıtır etimeğini ısırabilecek. İşe başladığımda 6 aylıktı, daha emekleyemiyordu, öğlenleri sebze çorbasından başka katı gıda yemiyordu. Şimdi 10 aylık ve bizim tabaklarımızdaki yemekleri istiyor. Biz de tencere yemeklerimizi artık onun da yiyebileceği şekilde yağsız tuzsuz yapıyoruz. Biraz tabağımıza alıp, onun uzanıp istemesini bekliyoruz... Ve ben o her ağzını açışında, başımı eğip dişsiz damaklarından çıkmamış dişlerini seyretmek istiyorum.








3 Şubat 2010 Çarşamba

Bebeklerin Ne Kadar Uykuya İhtiyaçları Var?


Düzenli ve yeterli uyku, sağlıklı gelişim için nefes almak ve yemek yemek kadar önemli.
Bebekler, ilk 12 aylarında, günün neredeyse üçte ikisini (yaklaşık %70 vaktini) uykuda geçiriyorlar.
Uyurken, o gün öğrendikleri şeyleri belleklerine yazarken, gece salgılanan büyüme hormonu sayesinde de gelişimlerini sürdürüyorlar.
Ayrıca uykusunu almış bir bebek, güne daha zinde ve yeni şeyler öğrenmeye istekli olarak başlıyor.

Bir bebeğin uyku düzeni bebek daha doğmadan önce başlıyor. Bebekler hamileliğin 6.-7. aylarından itibaren aktif olarak (yani refleksif hareketlerle vücudunu oynatabilir) uyuyor, 7-8. aylarda derin uykuya dalabiliyor.

O yüzden daha anne karnındayken uyumayı becerebilen bebeğe doğduktan sonra benim bebeğim uyumuyor demek, sorumluluğu bebeğe atmak demektir.

Bebekler uyurken;
  • Vücut ısıları düşer, böylece zor bir günün ardından daha az enerji harcar ve dinlenirler.
  • Uyurken salgılanan büyüme hormonları sayesinde büyürler, böylelikle her gün neredeyse 1 mm. boyları uzar! Böylelikle her doktor kontrolünde bebeğinizi 3 cm boyu uzamış olarak bulabilirsiniz.
  • Kasları egzersiz yapar. Bu yüzden gece uykuda bebekleri gülerken ya da kaşlarını çatarken görebilirsiniz.
  • Bazı araştırmalara göre, bebeklerde gündüz zihin görülen, duyulan, tecrübe edilen yeni şeylerle o kadar dolu oluyor ki, öğrendiklerinin ne olduğunu anlamayı bebekler gece uykusuna bırakıyor.
O nedenle mükemmel gece uykuları bebekler için çok önemlidir. Bebeklere gece kaliteli uyku uyuabilmeleri için doğru şekilde rehberlik etmeye gayret edelim.

2 Şubat 2010 Salı

Beslemek İçin Gece Uyandırmaya Gerek Var mı?

Erken doğum, düşük kilo, yenidoğan sarılığı gibi durumlar yoksa uyuyan bebeği kendi uyanıp istemediği sürece beslemek için uyandırmak gerekmez.
Biz de beslemek için Yankı'nın kendi uyuma-uyanma döngüsüne sadık kaldık.
Gelişim Uzmanı Psikolog/Pedagog Sinem Olcay'a göre de; doktor kontrollerinde kilosu yerinde ise geceleri beslemek için özellikle uyandırmaya gerek yoktur ve uykuyu öğrenmesi bakımından bu yaklaşım daha etkindir.

İki Dili Anadili Gibi Bilen Bebek Büyütmek (Bilingual)

Bebekler iki dili birden anadili gibi öğrenebilme kapasitesine sahipler.
Yani anne ya da babadan bir tanesi, bebeğe doğumundan itibaren anadilin yanında ikinci bir dil ile konuşursa, bebek iki dili de anadili gibi öğrenebiliyor (Bilingual).
Özellikle ilk yıllardan itibaren tutarlı bir sekilde 2-3 hatta daha fazla dili duyarlarsa tüm duydukları dilleri zaman içinde öğreniyorlar. Ama burada süreklilik önemli. Ayrıca, çocukla konuşan kişilerin diller arasında geçiş yapmaması, hangi dili öğretmeyi hedefliyorsa, konuşurken hep o dili kullanması gerekiyor.
Bu sisteme İngilizce'de "One parent One Language Approach" deniyor.

Biz de Yankı'yı bilingual yetiştirmek konusunda kararsızlık çektik.
Anadilleri ikisinin de Türkçe olan anne ve babası olarak, hangimiz duygularını ikinci bir dille ifade edebilir diye düşündük?... 4 aylık olana kadar ikimiz de Türkçe konuştuk Yankı ile. Daha sonra Yankı duyduğu dil ile ilgilenmeye başladığını gösterdiğinde bir hafta kadar onunla ingilizce konuştum. Ancak bilingual bebek yetiştirmek ile ilgili araştırma yapınca öğrendim ki bu hatalı bir davranış. One Parent One Approach prensibine göre, bazen Türkçe bazen İngilizce konuşursam bebek iki dili de çözmekte zorlanacağı için bu durum dezavantaj olacak.

İnsanın anadili olmayan bir dille çocuğunu büyütmeye çalışması zorlayıcı olduğu gibi, çocuk da ileride duygularını ifade etmede zorlanabilir. Ve bu şekilde büyütülmüş bebeklerin örnekleri de var. Çocuklar okul çağına geldiklerinde içe kapanık ya da şiddet eğilimli oluyorlar.

Biz de şimdilik, dil öğrenmeye yatkınlık uzun süre devam ettiği için, 2,5 - 3 yaşına kadar sadece Türkçe konuşup, sonrasında başlamaya karar verdik. İlk yıllarda sadece Türkçe konuşarak anadili olarak Türkçe'yi benimsemesini sağlayacağız. Sonrasında İngilizce / Almanca gibi oyun grubu, anaokulu gibi ortamlara sokarak ve evde yeri geldikçe bu yabancı dilleri onunla konuşarak destek vereceğiz. Bu şartlar altında da diğer diller iyi bir şekilde öğreniliyor...